Hukuki Makaleler

Anlaşmalı Boşanma Davası

Tarafların ortak iradeleri ile ve bir yastıkta kocamak idiali ile kurulan aile yapısı her zaman istenildiği gibi sonuçlar vermemektedir. Her türlü fedakârlığa ve özveriye rağmen yürümeyen evliliklerin sonlandırılması da bir seçenektir. Keza yürümeyen bir evliliği sadece bozulan bir yuva olarak nitelendirmek mümkün değildir. Tüm zorlamalara rağmen yürümeyen evlilikler ileride mükemmel iki ayrı aile yapısına da dönüşme potansiyeli taşımaktadır.

Ancak boşanma özellikle de çekişmeli boşanma ailelerin çilesi haline gelmektedir. Eşlerin evlilik birliğinin yürütülemeyeceği ortak inancı ile evlilik birliğini sonlandırmaları mümkündür. Türk Medeni Kanunu anlaşarak evlilik birliğinin sonlandırılmasına müsaade etmektedir. Boşanmaya karar veren eşlerin ortak bir karar ile bu iradelerini ortaya koymaları ve boşanmanın maddi manevi tüm sonuçları üzerinde anlaşmaları halinde başvuracakları hukuki yol anlaşmalı boşanma yoludur.

Anlaşmalı Boşanma davaları, Türk Medeni Kanunu Mad 166/3. de “Evlilik Birliğinin Sarsılması” başlığı ile düzenlenmiştir.

 “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçlan ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.” Hükmünü taşımaktadır.

Aile Hukukuna İlişkin yasal düzenlemeler ailenin korunması amacını gütmektedir. Modern toplumların temel taşı aile kurumunun korunması adına, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davalarında, evlilik birliğinin kurtulabileceğine inandıkları noktalarda, hâkimlere, takdir hakkı tanımıştır. Bu takdir hakkı çerçevesinde tarafların iradesinin aksine boşanmanın reddine karar verilebilmektedir.

Anlaşmalı boşanma davaları, bunun istisnasını teşkil etmektedir. Türk Medeni Kanunu Mad 166/3 belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde, hâkimin boşanmaya karar vermesi yasal zorunluluktur. Belediye görevlisi Nikâh Memuru tarafından kurulan aile birliğinin kendiliğinde sonlanması mümkün değildir. Boşanma yada evlilik birliğinin sonlandırılması için, Mahkeme kararı gerekmektedir. Eşler, aralarında tüm konularda anlaşsalar dahi, bu hususta mahkeme kararı olmadan boşanamamaktadırlar.

1 Yıl Dolmadan Anlaşmalı Boşanma Davası

Yukarıda da izah edildiği üzere aile hukukuna ilişkin yasal düzenlemelerin gayesi ailenin korunmasıdır. Bu nedenle Türk Medeni Kanunu Mad 166/3 de düzenlenen anlaşmalı boşanmada eşlerin alelacele, kızgınlıkla karar almamaları ve kurulan düzene en azından bir fırsat tanınması açsından bir yıllık süre öngörülmüştür.

Yasal düzenlememize göre, taraflar, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı konusunda uzlaşma sağlamış ve bu iradelerini yansıtacak şekilde dava açsalar dahi, evlenme tarihi üzerinden bir yıl geçmedikçe, boşanmaya karar verilemeyecektir.

Taraflar boşanma konusunda anlaşmış olsa da, evlilik birliği henüz bir yılını doldurmamışsa, anlaşmalı boşanmaya karar verilemeyecektir. Böyle bir durumda her iki taraf da boşanmayı kabul etse dahi, dava artık çekişmeli boşanma davası olarak görülecek, dosyada ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğuna dair taraf delilleri toplandıktan sonra karar verilebilecektir.

“Tarafların evlilikleri henüz bir yılını doldurmadığına göre, taraflar anlaştıklarını beyan etmiş olsalar bile, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanma kararı verilmesi mümkün olmayacaktır. Nitekim mahkemece de evliliğin henüz bir yılını doldurmadığı fark edilerek davaya Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi çerçevesinde devam edilmiştir. Böyle bir durumda evlilik birliğini temelinden sarsan maddi olguların ispatlanması halinde boşanma kararı verilebilir ise de, her iki tarafın da göstereceği delillerle bu sonuca ulaşılması gerekir.”. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2014/1843, K. 2015/2645, T. 24.2.2015) 

Bir yıllık sürenin tespitinde Mahkeme, tarafların beyanları ile bağlı olmayıp, bir yıllık sürenin dolup dolmadığını kendiliğinden araştırmakla yükümlüdür. Yargıtay, bir yıllık sürenin dolmadığının anlaşıldığı durumlarda, taraf delillerinin toplanarak, evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını mahkemenin kendiliğinden araştırılacağı görüşündedir.

Bir yıllık süre açısından eşlerin, bu bir yıllık süreyi bir arada geçirmesi veya ayrı ayrı geçirmesi ve hatta aynı evde hiç bulunmamalarının bir önemi bulunmamaktadır. Çekişmeli boşanmanın çilesinden kurtulmak amacıyla evlendikleri günün ertesi günü ayrı yaşamaya başlayan eşler olabileceği gibi evliliğinin 8-9 aylarında probleme yaşayan ve anlaşmalı boşanma için 3-4 ay daha bekleyen eşler de olabilmektedir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu Mad 166/3. anlaşmalı boşanmanın bir diğer şartı;

  • Her iki eş birlikte başvurmalı yâda
  • Eşlerden birinin açacağı davayı diğer eş kabul etmelidir.

Evlilik birliği en az bir yıl sürmüş olan eşlerin, birlikte imzalayacakları bir dilekçe ile Mahkemeye başvurmaları, ya da bir eşin açtığı boşanma davasını diğer eşin kabul etmesi halinde, evlilik birliğinin temelden sarsıldığı kabul edilir. Bu durumda, evlilik birliğinin temelden sarsıldığına dair başkaca delil toplanmasına gerek kalmaksızın, mahkemece karar verilir.

Davanın tüm neticelerinde anlaşılmış olması sebebiyle davada davalı yada davacı sıfatının kime ait olacağının bir önemi bulunmamaktadır. Yargıtay; birlikte başvuru durumunda, mahkeme kararında eşlerin Davacı-Davalı şeklinde gösterilmesinin uygun olacağı görüşündedir.

Birlikte başvurma, aynı dilekçenin ortak lisan ile hazırlanıp, iş bu dilekçenin her iki eş tarafından imzalanması ve Mahkemeye başvuru yapılması halidir.

Ortak ya da tek dilekçe ile başvuru yapılması zorunlu değildir. Tarafların anlaşması halinde bir eşin, Medeni Kanun’un 163/3 maddesi uyarınca açacağı boşanma davasını, diğer eşin, davanın herhangi bir aşamasında kabul etmesi de, eğer şartlar mevcutsa, anlaşmalı boşanma için yeterlidir. 

Özel boşanma sebeplerinden birine dayalı olarak açılmış olan çekişmeli boşanma davasının devamı sırasında davalının davanın herhangi bir safhasında davayı kabul etmesi ile anlaşmalı boşanmanın gerçekleştirilebilmesi ancak, anlaşmalı boşanma için gerekli şartların oluşması ile birlikte, usulüne uygun şekilde yapılacak bir ıslah dilekçesi ile mümkündür.

E Devletten Boşanma Davası Açma

E-Devletten boşanma davası açma mümkün değildir. Anlaşmalı boşanmak isteyen kişilerin E devletten boşanma davası açma yerine delilleri ve dilekçeleri ile birlikte aile mahkemeleri ön bürosuna başvurarak dava harç ve masraflarını yasal süreleri içinde yatırmaları gerekmektedir.

Tarafların Bizzat Dinlenilmesi Şartı

Kimi zaman E-devletten boşanma davası açma yolu ile evlilik birliğini bir an önce sonlandırmak isteyen talepler ile karşılaşılmaktadır. Ancak hukuki olarak yerine getirilmesi gereken yollar mevcuttur. Bunlardan biri de tarafların bizzat dinlenilmesidir.

Anlaşmalı Boşanma Davalarında tarafların duruşma günü mahkemede hazır bulunmaları ve dinlenmeleri şarttır. Hâkim tarafları bizzat dinleyerek, iradelerinin hiçbir baskı altında kalmadığını, boşanma, mal paylaşımı ve velayet konusunda sunulan protokoldeki iradelerin taraflara ait olduğuna kanaat getirdikten sonra karar vermektedir.

“Dava anlaşmalı boşanma istemine ilişkindir. Ceza mahkemesinin, cezai sorumluluğu tespit eden kararı hukuk hâkimini bağlar. Bu karar karşısında davalının anlaşmalı boşanma hükmüne esas alınan “davayı kabul” yönündeki irade açıklamasının tehdit ve davacının baskısı altında alındığı, serbest iradesini yansıtmadığı kabul edilmeli, anlaşmalı boşanma nedeniyle, boşanma kararı verilmemelidir. Tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde gösterecekleri deliller toplanarak evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı saptanarak ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2012/23500, K. 2012/27564, T. 19.11.2012) 

Yargıtay örnek kararında davalının davacı tarafından tehdit ve baskı altında olması nedeniyle serbest iradesi ile anlaşma yapmamış olmasından dolayı davanın reddine karar verilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Mahkemenin, davada taraf iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirebilmesi için taraflar, hâkim önünde aynı anda dinlenmelidir. Taraflardan birinin başka şehirde ikamet ediyor olması halinde talimat, istinabe yoluyla bu dava türünde dinlenmesi mümkün değildir.

Tarafların serbest iradelerinin denetlenebilmesi amacı ile getirilen bu kural nedeniyle, anlaşmalı boşanma davalarında, vekilin beyanlarına itibar edilmemektedir.  Vekâletnamede avukatın bu hususta özel yetkisi dahi olsa, vekilin beyanı ile anlaşmalı boşanmaya karar verilemez. Bu kural, kamu düzenine ilişkindir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 1989/10658 E 2000/1190 K sayılı 19.02.1990 Tarihli kararında da tarafların kendilerini mahkemede vekille temsil ettirdiklerini, duruşmaya katılmayan tarafların anlaşmalı boşanma konusunda serbest iradelerinin söz konusu olmayacağı gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar vermiştir.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI ( Mahkemece Davacı ve Davalı Asil Dinlenilmeksizin Vekillerinin Beyanlarına Dayanılarak Karar Verildiği – Davacının Anlaşmalı Boşanma Hükmünü Gerçekleşen Anlaşmaya Rağmen Temyiz Etmesi Davadan Açıkça Feragat Etmedikçe Anlaşmalı Boşanma Yönündeki İradesinden Rücu Niteliğinde Olup Bu Halde Davanın Çekişmeli Boşanma Olarak Görülmesi Gerektiği/Ön İnceleme Yapılıp Tahkikatta Delliler Toplanarak Sonuca Göre Karar Verileceği )

KARAR : Taraflar 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmışlar, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Mahkemece davacı ve davalı asil dinlenilmeksizin vekillerinin beyanlarına dayanılarak karar verildiği gibi, Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilse dahi, davacının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen temyiz etmesi davadan açıkça feragat etmedikçe anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde anlaşmalı boşanma davasının “çekişmeli boşanma” (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir.

Açıklanan sebeple mahkemece taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, işbu kararın tebliğinden 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2017/527 K. 2017/1674 T. 20.2.2017

Taraflar anlaşmalı boşanmanın hâkim huzurundaki aşamasında davaya birlikte başvurmuş olsa da, açılmış olan davayı karşı taraf sonradan kabul ederek anlaşmalı boşanma haline gelmiş olsa da vazgeçmeleri halinde anlaşmalı boşanma olarak hüküm kurulamaz. Bu durumda vazgeçen taraf davacı ise davanın reddine karar verilir. Şayet davalı taraf vazgeçerse davaya çekişmeli boşanma olarak devam edilir. Davaya sunulan protokolün her hangi bir geçerliliği kalmaz.

Yasa metninde geçmemekle birlikte duruşmada, tarafları bizzat dinleyen hâkimin, beyanlarını taraflara okumuş olması ve zaptın, her iki tarafça da imzalanmış olması gerekmektedir. Tutanakta taraflardan herhangi birinin imzası yok ise, anlaşmalı boşanmaya karar verilemeyecektir. Aksi takdirde bozma nedenidir.

Nafakalı Anlaşmalı Boşanma Protokolü Örneği

ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜ ÖRNEĞİ

Taraflar:

  1. Davacı: [Adı Soyadı, T.C. Kimlik No, Adres]
  2. Davalı: [Adı Soyadı, T.C. Kimlik No, Adres]

Dava Konusu: Taraflar, aralarında anlaşarak Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesi uyarınca boşanmaya karar vermiş olup, işbu protokol çerçevesinde tüm hususlarda mutabık kalmışlardır.

1. Boşanma Kararı:
Taraflar, karşılıklı olarak boşanma konusunda mutabakata varmış olup, mahkemenin tarafların anlaşmalı boşanmasına karar vermesini kabul ederler.

2. Velayet ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulması:
Tarafların evlilik birliğinden doğan müşterek çocukları [Çocuğun Adı, Doğum Tarihi] bulunmaktadır. Taraflar, müşterek çocuğun velayetinin [Anne/Baba]ya verilmesi konusunda mutabık kalmışlardır.

Diğer ebeveyn olan [Anne/Baba], çocuğuyla aşağıdaki şekilde kişisel ilişki kurabilecektir:

  • Hafta sonları [Belirlenen günler ve saatler]
  • Resmi tatiller ve bayramlarda [Belirlenen süreler]
  • Yaz tatilinde [Belirlenen süre]

3. Nafaka ve Mali Haklar:

  • Çocuk İçin Nafaka: Velayet hakkı kendisine verilmeyen ebeveyn, müşterek çocuk için aylık [X] TL iştirak nafakası ödemeyi kabul eder. Nafaka her yıl TÜİK tarafından açıklanan ÜFE oranında artırılacaktır.
  • Yoksulluk Nafakası: Taraflar birbirlerinden yoksulluk nafakası talebinde bulunmamaktadırlar / [Talep eden eş için miktar ve ödeme şekli belirtilmelidir.]

4. Mal Rejiminin Tasfiyesi: Taraflar, evlilik birliği süresince edindikleri taşınır ve taşınmaz malların paylaşımı konusunda aşağıdaki şekilde anlaşmaya varmışlardır:

  • [Malların paylaşımı detaylandırılmalıdır.]
  • Taraflar, birbirlerinden maddi ya da manevi tazminat talep etmediklerini kabul ve beyan ederler.

5. Kişisel Eşyalar:
Taraflar, birbirlerine ait kişisel eşya ve ziynet eşyalarının iade edildiğini kabul etmiş olup, bu konuda herhangi bir ihtilaf olmadığını beyan ederler.

6. Tarafların Karşılıklı Hak ve Yükümlülükleri:
Taraflar, işbu protokolde belirtilen hususlarda anlaşmaya varmış olup, birbirlerinden başkaca herhangi bir hak veya alacak talebinde bulunmayacaklarını kabul ve beyan ederler.

7. Anlaşmazlıkların Çözümü: Taraflar, işbu protokolden doğabilecek ihtilafları sulh yoluyla çözmeyi kabul ederler. Aksi takdirde, yetkili mahkeme [Yetkili Mahkeme] mahkemeleridir.

8. Son Hükümler:
İşbu anlaşmalı boşanma protokolü, tarafların serbest iradeleriyle imzalanmış olup, mahkemeye sunulacaktır. Taraflar, mahkemede protokol hükümlerini aynen kabul edeceklerini beyan ve taahhüt ederler.

İşbu protokol, taraflarca [Tarih] tarihinde iki nüsha olarak imza altına alınmıştır.

Davacı
[Adı Soyadı]
İmza: _______

Davalı
[Adı Soyadı]
İmza: _______

Anlaşmalı Boşanma Protokolü

Anlaşmalı boşanma davalarında, dava dilekçesi ile birlikte, taraflar arasında, boşanmanın yanı sıra, boşanmanın mali sonuçlarını ve çocukların durumunu düzenleyen yazılı bir anlaşma olmalıdır. Bu protokole anlaşmalı boşanma protokolü de denilmektedir.

Bu anlaşma da eş değişle protokolde tarafların boşanmanın feri niteliğindeki maddi manevi tazminat, yargılama giderleri, yoksulluk ve iştirak nafakaları, müşterek çocukların durumları konularında da anlaşma bulunması gerekmektedir. Aksi halde anlaşmalı boşanmaya karar verilemeyecektir.

Anlaşmalı boşanmaya hükmedilebilmesi için eşlerin boşanmanın mali sonuçlarına ve çocuğun durumuna ilişkin bir anlaşmayı hâkimin onayına sunması ve hâkimin de bu anlaşmayı onaylaması gerekmektedir. Anlaşmalı boşanmanın maddi koşullarından biri olan bu anlaşmanın yapılabilmesi için hem eşler hem de boşanma kararı verecek hâkim bakımından bazı koşulların yerine getirilmiş olması gerekir. Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmelerin kurulması, geçerliliği ve hükümlerine ilişkin hükümleri, boşanma hukukunda aksine bir hüküm olmadıkça boşanmaya ilişkin anlaşma bakımından da geçerlidir. Eşler arasında yapılan anlaşma, boşanmanın fer’i sonuçlarına ilişkin taraflarca düzenlenen ve hakimin onay şartına bağlı özel hukuk sözleşmeleridir. Yargıtay 2. HD’nin 2019/ 5910 E, 2019 / 9191 K 25.09.2019 T

“Tarafların irade beyanları esas alınarak boşanmalarına karar verilebilmesi için, diğer şartların yanında boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda tam olarak anlaşmış olmaları, hâkimin de taraflarca kabul edilen düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Tazminat haklarının saklı tutulması, bu husustaki ihtilafın devam ettiğini ve bu ihtilafın çözümünün ileriye bırakıldığını gösterir. Tazminat haklarının saklı tutulması suretiyle anlaşmalı boşanma kararı verilemez.” (Yargıtay 2 HD 2014/16344E, 2015/269K 13.01.2015T)

Eşler, boşanma konusunda hem fikir olup tazminat ve maddi konuları ati ’ye/geleceğe bırakamazlar, tazminat konuları hakkında ki taleplerini saklı tutarak dava açamazlar. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. Maddesi, anlaşmalı boşanma için, boşanmanın mali sonuçlarında da anlaşmayı şart saydığından, boşanmanın mali sonuçlarında anlaşma olmadan, anlaşmalı boşanma mümkün değildir. Kanundaki emredici düzenlemenin önüne, bu şekilde geçilemez.

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer hususta mal rejiminin tasfiyesi, maddi manevi tazminat ve yoksulluk nafakası kapsamı dışında olduğundan, Mal rejiminin tasfiyesi, anlaşmalı boşanma kapsamında değildir.

Kamu düzeni ile ilişiği olmayan maddi ve manevi tazminat, anlaşmalı boşanma protokolü içinde belirtilmelidir. Ancak istenmesi zorunlu bir kalem değildir. Anlaşmalı boşanma protokolünde, maddi veya manevi tazminata ilişkin bir ibarenin protokol için zorunlu olmasına rağmen bulunmaması durumu, tarafların serbest iradeleri ile protokole eklemedikleri hakim tarafından kanaat edilmişse, protokolün geçerliliğini etkilememektedir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde müşterek çocukların velayetinin kimde kalacağı, şahsi münasebet tesisi ve müşterek çocuklar için ödenecek iştirak nafakası konusunda tarafların anlaşmış olmaları gerekmektedir.

Anlaşmalı boşanma protokolü bakımından dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan birisi müşterek çocukların velayetinin ve çocuklar ile kişisel ilişkinin düzenlenmesi, kararlaştırılmasıdır. Çocukların velayeti, eşlerden birisine verilebileceği gibi, eşler arasında da paylaştırılabilir. Yapılacak paylaşma, süreye bağlanarak da yapılabilmektedir. Velayet kendisine bırakılan eş, çocuk üzerinde sahip olan ortak yükümlülükleri tek başına üstlenmiş olduğundan ergin olmayan müşterek çocuğun terbiyesi, eğitimi, bakımı gibi hususlar üzerinde diğer eşin rızası olmadan karar verebilmektedir.

Kanuni düzenlememizde yer almayan bir kavram olan “Ortak Velayet” ise doktrinde henüz tartışmalara yol açmış bir meseledir. Anlaşmalı boşanma protokolü içinde yer alan velayete ilişkin düzenleme, hakim tarafından, çocuğun yüksek menfaati dikkate alınarak değerlendirilir.

Çocuğun velayete sahip olmayan ana veya babası ile gerçekleştireceği kişisel görüşmeler anlaşmalı boşanma protokolünde düzenlenmesi gereken bir diğer husustur. Bu gereklilik, ana ve babanın çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkının varlığından ileri gelmektedir. Kişisel ilişkinin kapsamında, ilişkinin kurulacağı zaman dilimi, süresi, ilişkinin niteliği açık, net ve kesin bir şekilde yer almalıdır.

Velayet kendisine bırakılmayan eş, aynı zamanda ergin olmayan müşterek çocuğun giderlerine katkıda bulunmakla yükümlü olduğundan, MK 182/2 de düzenlendiği adıyla, İştirak Nafakası ödemelidir. Bu sebeple bu husus da miktarı ve ödeme zamanı belirli bir şekilde boşanma protokolünde belirtilmelidir. Aksi halde hakim, netleştirilmesini taraflardan istemekte, eşlerin tam olarak uzlaşamaması durumunda hakim bir belirlemede bulmakta ve eşlerin onayına sunmaktadır.

Velayet kendisinde olan eşin müşterek çocuğun menfaatine hareket etmesi beklenir. Aksi durumda ise çocuğa mahkemece temsil kayyımı atanarak velayete ilişkin yeni bir karar verilir.

Bununla birlikte velayet kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta anne ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.

Görüldüğü üzere, velayetin değiştirilmesine ilişkin davalar çocuğun güvenliğini doğrudan ilgilendiren davalardır. Bu kadar önemli bir davada, velayet hakkına sahip anne ya da babanın, kural olarak temsil olunanın menfaatine hareket ettiği kabul edilse dahi her zaman çocuğun yararına davranmayacağı, herhangi bir sebeple çocuk aleyhine hareket ederek onun zararına bir durum yaratma ihtimali olduğu da tartışmasızdır. Olağandır ki, bu tür davalarda davanın açılış amacı da diğer tarafın çocuğun menfaatine aykırı davrandığı iddiasıdır. O halde çocuk ile yasal temsilcisi arasında bir menfaat çatışmasının olduğu kabul edilerek TMK’nın 426. maddesinin ikinci fıkrası gereğince küçüğe bir temsil kayyımı atanması gerekmektedir.

“Somut olayda davacı ile davalının boşandıkları, boşanma davası sırasında müşterek çocuğun velayetinin davalı babaya verildiği, davacı annenin ise davalının velayet hakkından doğan yükümlülükleri yerine getirmediğini belirterek dava açtığı anlaşılmaktadır. Bu durumda küçük ile davacı anne ve davalı baba arasında menfaat çatışmasının bulunduğu açıktır.

Buna göre küçüğü davada temsil etmek üzere kayyım atanması için (TMK m. 426/2) yetkili vesayet makamına ihbarda bulunulması, atanacak kayyımın duruşmaya çağrılması ve göstermesi halinde delillerinin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi yerinde olacaktır.

Hal böyle olunca yerel mahkeme direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.” (Yargıtay HGK’nun 2017/ 2-2486 E,  2018 / 1148 K sayılı 30.05.2018 T)

Boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda, taraflarca hazırlanacak düzenleme şarta bağlı olarak yapılamaz.

Kanun metninde her ne kadar mahkemenin tarafların yapmış olduğu anlaşma ile bağlı olduğu ifade edilmişse de bunun istisnası da mevcuttur. Mahkemece anlaşmalı boşanmaya karar verilebilmesi için, hâkimin, bu düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Mahkeme tarafların üzerinde anlaşmış olduğu protokole eşlerin ve çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak müdahale edebilir.  Uygulamada hâkimin müdahalesi boşanma, mal paylaşımı gibi konular dışında müşterek çocuklara uygun bir nafaka verilmesi ve şahsi münasebet tayinlerinde görülmektedir. Tarafların uzlaştığı ancak hâkimin müdahale ettiği değişikliklerin kabulü halinde boşanmaya hükmolunur.

Mahkeme, eşler tarafından hazırlanan protokolü uygun bulmamış ise, protokolün uygun olmadığını gerekçe göstererek davayı reddedemez. Ancak eşlere, protokolü daha uygun hale getirmeleri için öneride bulunabilir.

Hâkimin protokole müdahalesi, tarafların yerine geçerek resen karar vermesi anlamını taşımaz. Zira tarafların rızası dışında protokolde değişiklik yapması da mümkün değildir. Yapılacak değişikliği her iki tarafın da, serbest iradesi ile kabul etmesi şarttır. Protokolün uygulanabilir olması eş değişle uygulanma kabiliyetinin bulunması infaz aşamasında itilafa sebebiyet vermeyecek şekilde açık olması gerekir.

Anlaşmalı Boşanma Dava Dilekçesi Örneği

T.C. [İLGİLİ] AİLE MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE

DAVACI : [Adı ve Soyadı]
T.C. Kimlik No: [T.C. Kimlik Numarası]
Adres: [Açık Adres]

DAVALI : [Adı ve Soyadı]
T.C. Kimlik No: [T.C. Kimlik Numarası]
Adres: [Açık Adres]

KONU : Tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilmesi talebidir.

AÇIKLAMALAR :

  1. Davacı ve davalı [evlilik tarihi] tarihinde evlenmiş olup, evlilikleri [evlilik yeri] nüfusuna kayıtlıdır. Taraflar arasında zamanla oluşan fikir ayrılıkları nedeniyle evlilik birliği temelinden sarsılmış ve evlilik hayatı sürdürülemez hale gelmiştir.
  2. Taraflar, boşanmanın mali sonuçları ve çocukların velayeti hususunda anlaşmaya varmış olup, ekte sunulan “Anlaşmalı Boşanma Protokolü” çerçevesinde evlilik birliğinin sona erdirilmesini kabul etmişlerdir.
  3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca, taraflar en az bir yıl süren evliliklerinde anlaşmalı olarak boşanmak istemektedir. Taraflar, boşanma hususunda özgür iradeleri ile hareket ettiklerini beyan etmekte olup, işbu protokolde belirtilen şartları kabul etmektedirler.

HUKUKİ SEBEPLER: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesi ve ilgili diğer mevzuat hükümleri.

DELİLLER: Nüfus kayıt örneği, evlilik cüzdanı, Anlaşmalı Boşanma Protokolü ve her türlü yasal delil.

SONUÇ VE TALEP:

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;

  1. Tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına,
  2. Ekte sunulan anlaşmalı boşanma protokolü uyarınca hüküm tesis edilmesine,
  3. Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin taraflarca kendi üzerlerine bırakılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.

Tarih: [Gün/Ay/Yıl]
Davacı: [Adı ve Soyadı]
İmza: [İmza]
Davalı: [Adı ve Soyadı]
İmza: [İmza]


EK:

  1. Anlaşmalı Boşanma Protokolü
  2. Nüfus Kayıt Örneği
  3. Evlilik Cüzdanı Fotokopisi

Anlaşmalı Boşanma Davasında Hüküm

Yukarıda açıkladığımız şekilde, kanunun aradığı şartların varlığı halinde mahkemece tarafların boşanmalarına ve anlaşma şartlarına göre mali sonuçlarına karar verilir. Şartların oluşması halinde, madde metninde belirtilen serbest iradelerin varlığı konusundaki hâkim kanaati dışında, hâkimin bu davayı reddetme yetkisi yoktur. “Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi koşulları oluşmuştur. Boşanmaya hükmolunması gerekir. Bu yön gözetilmeden ve haklı gerekçeler gösterilmeden davanın reddi, bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2003/2687, K. 2003/3802, T. 19.3.2003) 

Anlaşmalı boşanma davalarında kanunun öngördüğü şartlarda anlaşma gerçekleşmiş, hâkim protokole müdahale etmeden yada müdahale ederek taraflarca değişiklikler taraflarca kabul edilmiş ise ve hakim tarafların serbest iradeleriyle boşanmaya karar verdiklerine kanaat getirirmiş ise dava kusur incelemesi yapamadan davanın kabulüne karar verecektir.

Eşlerin protokolde uzlaştığı hükümler mahkemenin gerekçeli kararında yer almak zorundadır. Protokole atıfta bulunularak gerekçeli karar yazılamaz. Eş değişle protokolün tasdiki şeklinde hüküm kurulamaz.

Yargılama giderleri ve taraflar vekil ile temsil edilmiş ise ücreti vekâletler konusunda da tarafların istekleri doğrultusunda karar ihdas edilmelidir. Hâkimin, tarafların rızası hilafına hüküm kurması mümkün değildir.

Eşlerin anlaşmalı boşanmanın mali sonuçları ile ilgili kabul ve beyanları bağlayıcıdır. Bunun tek istisnası, iştirak nafakasıdır.

Müşterek çocuğun velayetini alan taraf, anlaşmalı boşanma sırasında talep etmemiş olsa bile, boşanmadan sonra, ileride, diğer taraftan iştirak nafakası talep edebilecektir.

“Anlaşmalı boşanmanın unsurlarından biri de tarafların “boşanmanın mali sonuçlarında da” anlaşmış olmalarıdır. Mali sonuçlar yoksulluk nafakasını da kapsamaktadır. Anlaşmalı boşanma esnasında yoksulluk nafakası talep edilmemişse ve karar yoksulluk nafakasını içermiyorsa, taraflar açısından kesin hüküm oluştuğundan sonradan yoksulluk nafakası istenemez.”(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2004/8440, K. 2004/9335, T. 20.9.2004) 

“Davacının manevi tazminat talebi, davalının evlilik birliğinde sadakat yükümlülüğünü ihlal etmiş olmasına dayanmaktadır. Tarafların anlaşmaları üzerine Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmiş, boşanma kararı 27.09.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Boşanma kararı tarafların anlaşmalarına dayandığı na göre, davacının boşanmadan sonra, boşanma sebebiyle artık manevi tazminat talep etmesi mümkün değildir. Çünkü böyle bir durumda tarafların boşanmanın mali sonuçları na ilişkin aralarındaki ihtilafı nihai olarak çözdükleri ve ilişkilerini tasfiye ettikleri kabul edilir. Bu itibarla anlaşmalı boşanmadan sonra artık boşanma sebebiyle tazminat istenemez.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2011/11544, K. 2012/25372, T. 19.10.2012) 

“Türk Medeni Kanunu 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için; yasadaki diğer koşullar yanında boşanmanın mali sonuçları hususunda taraflarca kabul edilecek bir düzenlemenin mevcut olması ve hakimin de bu düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Davacı kadın son oturumdaki beyanında, herhangi bir nafaka maddi-manevi tazminat talebi bulunmadığını bildirmiş; ancak davalı kocanın bu konulardaki beyanı alınmamıştır. Mahkeme davalı kocanın önceki oturumlardaki boşanmanın mali sonuçlarını içermeyen, boşanmak istediğini, açılan boşanma davasını kabul ettiğine ilişkin beyanını yeterli görerek; herhangi bir delil de toplamadan anlaşmalı boşanmaya hükmetmiştir. Bu durumda; Türk Medeni Kanununun 166/3. maddedeki anlaşmalı boşanma koşullarının gerçekleşmiş olduğundan söz edilemez. Mahkemece, davalı koca temyiz dilekçesinde boşanmak istemediğini bildirdiğinden; davacı kadına, davaya Türk Medeni Kanunu 166/1-2 madde uyarınca çekişmeli boşanma davası olarak devam etmek isteyip, istemediğinin sorulması; devam etmek istemediği takdirde davanın reddine; devam etmek istediğinde ise, taraflara delil bildirme imkanı sağlanarak bildirildiğinde delillerin toplanması ile gerçekleşecek sonuca göre karar verilmesi gerekir. Açıklanan hususlar gözetilmeden; yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup; bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2012/135 K. 2012/1693 T. 30.1.2012)

“Çiftler anlaşmalı boşanma yoluyla boşanmış, anlaşmalı boşanma sözleşmesinde eş, bu nafaka talebinde bulunmamıştır. Anlaşmalı boşanma sonrası, dosya açan davacı boşanma nedeniyle yoksulluğa düştüğünü ve nafaka haklarını saklı tutulduğunu belirterek bu nafakanın bağlanmasını talep etmiştir. Hakim davacının talebini kabul etmeyerek davanın reddini istemiştir. Bunun üzerine davacı, karara itiraz etmiş ve dosya Yargıtaya gönderilmiştir. Yargıtay, nafakanın bağlanması yönünde karar verilmesini kabul görerek hakimin verdiği kararı bozmuştur.

Hakim vermiş olduğu kararında direnmiştir. Dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca incelenmiş ve son olarak davacının anlaşmalı boşanma anlaşmasında açıkça nafakadan söz edilmemişse de bu nafakanın feragatinin kendisini bağlayacağını, yalnızca çocuklar adına iştirak nafakasını isteyebileceğinden bahisle hakimin direnme kararını onamıştır.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 06.03.2013 tarihli, 2012/3-836 – 2013/306)

Yargıtay bir kısım çiftlerin, yetim aylığı alabilmek, eşin borçları yüzünden malları hacizden kurtarmak gibi sebeplerle anlaşmalı boşanma yoluna  başvurduklarını tespit ettiği kararlarında farklı görüşler paylaşmaktadır. Yargıtay bir kısım kararlarında, bu özel saikin, serbest iradeyi ortadan kaldıracağını, bir kısmında ise kaldırmayacağını ve boşanmanın geçerli olacağını kabul etmiştir.

Yargıtay gerekçeli karar yazılmasına rağmen, kararın, uzunca bir süre tebliğe çıkarılmaması durumunda,  eşler birlikte yaşamaya devam etmesi halinde tarafların, boşanma konusundaki iradelerinden vazgeçtiği görüşündedir.

“Çiftler 30.11.2015 tarihinde anlaşmalı olarak boşanmaya karar vermiş. Müddeialeyh kadın temyiz dilekçesinde ayrılmaktan vazgeçtiğini bildirmiş, evliliklerini devam ettirme kararı aldığını ileri sürmüştür. Söz konusu durum, 2 yıl sonra tebliğe çıkarılmak istenilmiştir. Ancak bu durum evlilik birliğinin temelinden sarsılma olgusunun gerçekleşmediğini ve hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Boşanma iradesi samimi bulunmadığından dosyanın reddine kararı verilmek üzere Yargıtay hükmün bozulmasına karar vermiştir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/2880 Esas 2018/14800)

Tarafların Müflis Olması veya Vesayet Altında Olması Durumu

Eşlerden birinin, vesayet altına alınması durumunda, yada eşlerden birinin müflis olması halinde de anlaşmalı boşanma mümkündür. Teknik ve detaylar için mutlaka Avukatınızdan yardım isteyiniz.

Yargıtay Kararları

“Taraflar 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmışlar, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Anlaşmanın bozulması ile anlaşmalı boşanma hükmü bütünüyle geçersiz hale gelir ( HUMK. md. 439/2 ). Bu halde anlaşmalı boşanma davasının “çekişmeli boşanma” ( TMK m. 166/1-2 ) olarak görülmesi gerekir.

Açıklanan sebeple, mahkemece taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere sure verilip ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2014/10998 K. 2015/3147 T. 3.3.2015)

“Taraflar Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmışlar, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Bu halde anlaşmalı boşanma davasının “çekişmeli boşanma” (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir.

Açıklanan sebeple mahkemece taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2015/25527 K. 2016/96 T. 11.1.2016)

“Mahkemece; tarafların “boşanma ve fer’ilerinde anlaşmış olmalarına” dayanılarak Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmiş, kararı davacı temyiz etmiştir. Davacı temyiz dilekçesinde boşanma davasından feragat ettiğine ilişkin bir beyanda bulunmamakta, eşi tarafından tazminatsız ve nafakasız olarak boşanma konusunda kandırıldığını, ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar, davacının bu yöndeki irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Böyle bir durumda davaya, çekişmeli olarak devam edilmesi, buna bağlı olarak taraflara delil göstermeleri için imkan tanınması, göstermeleri halinde delillerinin toplanması ve Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesinde yer alan boşanma sebebinin gerçekleşip gerçekleşmediği saptanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Açıklanan yönde araştırma ve inceleme yapılmak üzere hükmün bozulması gerekmiştir.”  (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2012/14467 K. 2012/31520 T. 24.12.2012

Anlaşmalı Boşanma Maliyeti

Boşanma davasında ödenmesi gereken harçlar, mahkemeye başvuru sırasında yatırılması zorunlu olan maktu (sabit) harçlar ile dava sürecinde ortaya çıkabilecek çeşitli masraflardan oluşur. Maktu harçlar, her yıl yasa ile belirlenen sabit ücretleri ifade eder ve 2025 yılı itibarıyla toplam yaklaşık 3.012 TL tutarındadır. Bu harçlar, boşanma, tazminat, nafaka ve velayet talepleri için geçerlidir. Buna ek olarak, tanık sayısı ve tebligat sayısına bağlı olarak değişebilen tanık ücreti ve tebligat giderleri gibi ek masraflar da davanın ilerleyişine göre ödenir.

Bunların yanı sıra, dava sürecinde mahkeme tarafından bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilirse, davacı tarafından karşılanması gereken bilirkişi ücreti de ortaya çıkabilir. Bilirkişi ücretleri, inceleme konusuna ve bilirkişi sayısına bağlı olarak farklılık göstermekle birlikte, ortalama 3.000 TL civarındadır.

Bu tür harç ve masrafların toplamı, yargılama giderleri olarak adlandırılır ve dava sonunda haksız bulunan tarafın üzerine yükletilir. Yani davayı kazanan taraf, yargılama giderlerini tahsil edebilmek için icra yoluna başvurabilir.

Bunlar boşanma davasının standart giderleri olup, davada ziynet eşyası alacağı, maddi-manevi tazminat gibi ek talepler bulunması halinde nispi harç uygulanır. Nispi harçlar, davanın değerine göre hesaplanır. Örneğin, dava değerinin %11,38’inin ¼’ü dava açılırken, geri kalan ¾’ü karar aşamasında ödenir.

Dava sonunda davayı kaybeden tarafın ödemesi gereken bir diğer maliyet de karşı vekalet ücretidir. Bu ücret, mahkeme tarafından davayı kazanan tarafın avukatına ödenmek üzere hükmedilir ve maktu olarak belirlenmiştir. 2025 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince boşanma davalarında karşı vekalet ücreti 30.000 TL olarak uygulanmaktadır.

Anlaşmalı Boşanma Davası Vekalet Ücreti 2025

Anlaşmalı boşanma davası açmak için yetki verilen avukata ödenecek vekalet ücreti karşı yan vekalet ücretinden farklıdır. Avukatlar ücretsiz danışmanlık yapamazlar ve dava takip edemezler.

Ankara Barosu Tarafından tavsiye edilen ücret tarifesi 2025 yılı için aşağıdaki gibi olup, her avukat kendi emeği, zamanının değeri ve uzmanlığı ölçüsünde vekalet ücretini takdir eder. Yine Aile Mahkemelerinde görülecek diğer davalar için tavsiye edilen vekalet ücretlerini görebilirsiniz.

Anlaşmalı boşanma davaları yürütülecek yollar bakımından uzmanlık isteyen bir hukuk dalıdır. Anlaşmalı boşanma davası prosedürü yürütmek ve danışmanlık almak için iletişime geçebilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir